10.12.2018

Anasayfa / Ruhsal Bilgi

Ruhsal Güçlerimizin Kullanılması

 

        Araştırmalar ruhsal açıdan güçlü insanların zihinsel, duygusal, sosyal ve fiziksel bakımdan da güçlü olduklarını gösteriyor. Ruhsal bilinç geliştirerek yaşamda karşı karşıya bulunduğunuz zorluklar karşısında güçlü olabiliriz. Hayatımızı her an yeni baştan yaratabiliriz.


         Önce kim ve ne olduğumuzun bilgisine ulaşmamız gerekir. Herkes kendisini tanıdığını iddia edebilir ancak kendimizi tanımak neyi, niçin yaptığımızı anlamamız demektir. Çoğu kez tepki verirken davranışımızı analiz etmeyiz. Herkes için aynı olan bir olay karşısında  farklı tepkiler gösteririz. Gösterdiğimiz farklı tepkiler neye bağlıdır? Tabii ki dünyaya nasıl baktığımıza…  Bunu belirleyen nedir? Öğrendiklerimiz… İnançlarımız… Alışkanlıklarımız... Ve sormamız gereken... Bunlar bize fayda sağlar mı yoksa zarar mı veriyor?

 

         Farkındalık bilinci geliştikçe  alışkanlıkları  ayıklamayı öğreniriz. Davranışların altında yatan nedenleri, hangi düşünce ve duygu kalıplarının bize hizmet ettiğini, hangilerinin etmediğini anlarız. Farkındalık süzgecinden geçmemiş tüm alışkanlık kalıpları zararlıdırlar. (Olumlu  olsalar  bile!) Farkındalık geliştirmek başlı başına bir çalışma gerektirir.


         Bu çalışma yoluyla çeşitli teknikler kullanarak bize hizmet etmeyen inançları nasıl pekiştirmiş olduğumuzu öğreniriz. Bu inanç kalıplarını  nasıl değiştirebileceğimizi de! İşin tuhaf tarafı bu inanç kalıplarına sıkı sıkıya bağlıyken bile onların farkında olmamamız! Bu yüzden iletişim kurarken veya zor bir durumla başa çıkmaya çalışırken gösterdiğimiz tepkinin sonucu da kontrolümüz dışında olabiliyor. O zaman bu durumdan kendimizi veya başkalarını suçlamadan önce şunu bilmeliyiz. İnanç kalıplarının farkında olmadığımız ve değiştirmediğimiz müddetçe aynı olay sürüp gidecektir. Ve biz sonuç kontrolsüz ve başarısız olmaya devam edeceğiz. Bu böyle hayatımızda tekrar eder durur. Her seferinde 'kör talihimize' lanet okur ama gerçekte bizi isabetsiz sonuçlara götüren nedenleri bir türlü anlayamayız. Ta ki tepkilerimizin ardında yatan, bilinçaltına atılmış ve daha sonra da unutulmuş duygu ve düşüncelerimizi su yüzüne çıkarana kadar!


         Her şey düşüncede başlıyor. Dolayısıyla önce düşünce ve onun sonucu olan duygularımızı gözden geçirmemiz gerekecek. Öyleyse şimdi siz de bir düşünün. Bir olay karşısında kendinize sorun : "Bu tepkiyi neden veriyorum? Niçin böyle davranıyorum? Bu şekilde bir yaklaşımın faydası ve zararı ne? Gösterdiğiniz tepkinin sonuçlarından memnun musunuz? Beğendiğiniz yönleriniz neler? Bunların ne kadarının farkındasınız? Beğenmediğiniz yönleriniz var mı? Beğendiklerinizden fazla mı? Beğendiğiniz özelliklerinizi arttırmak için bir şey yapıyor musunuz? Ya beğenmediklerinizi azaltmak için?”.


         Bizim kaybolan bir parçamız var. Bizim onu bulmamız lazım. Çünkü o parçada  ruhsal gücümüz olan ana kaynağımız var. Onu yitirmişiz çünkü bir şekilde ona inanmaktan vazgeçmişiz. Kendi yeteneklerimize ve değerlerimize inanmaktan vazgeçmişiz. Başkalarının bize öğrettiklerine, başkalarının değer, inanç ve alışkanlıklarına inanmayı seçmişiz.

 

         Şimdi kendi değerlerimizi, kendi ruhsal gücümüzü geri alma vakti! Beğendiğimiz veya beğenmediğimiz özelliklerimizi masaya yatırma zamanı şimdi! Kendimizle yüzleşebilirsek elimizi kolumuzu bağlayan, bizi inciten, yaralayan yanımızı iyileştirebiliriz. Yüzleşmeyi kabul edersek değişimi de isteriz. Ya da yerimizde sayar, tekrarlayan hatalarımızla, pişmanlıklarla yaşar dururuz.

 

         Bilirsiniz bizim gibi toplumlarda hoşa gitmeyen bir durum olduğunda hemen hasır altı etme girişimi başlar. Başını kuma gömen devekuşu gibi! Devekuşunun gözünün beyninden büyük olduğunu bilir misiniz? Gördükleri beynine birkaç büyük geliyor olsa gerek! Biz de öyle yaparız. Beğenmediğimiz tarafları görmezden geliriz. Onu yok sayınca bir süre sonra gerçekten de varolmadığına inanırız. Bilinçaltının toprağına gömeriz. İşin içinden çıkmamızı, ilişkilerimizi güçleştiren ve bize başarısızlık olarak geri dönen bu ciddi açmazı görmezden gelmemek lazım. O halde bizi hedefimizden bu kadar uzağa iten düşünce kalıplarını  ortaya çıkarıp bir bilinçaltı temizliği yapalım. Tavan aramızı süpürelim. Beynimizdeki köşeler örümcek ağı tutmuşken, rahat nefes alan bir zihne sahip olamayız. Hazır mıyız sağlıksız yönlerimizle yüzleşmeye? Neden istediğimiz sonuçlara ulaşamadığımızı öğrenmeye O zaman işe başkalarının suçu olmadığını bilmek ve sorumluluğu üstlenmekle başlayabiliriz. Kendimizi savunmadan! Mazeret aramadan! Hiçbir bahane öne sürmeden! "Evet, ben buyum!" diyebilir miyiz? "Ben alkoliğim!”

 

         Yıllarca alkol kullanan, kendine ve sevdiklerine zarar veren birinin, yıllardır herkesin bildiğini bir tek onun kabul etmemesi, bir türlü "Evet, ben alkoliğim! " diyememesi gibi. Kendi zararlı alışkanlığından başka herkesi ve her şeyi suçlayan, kendini fark etse de yavaş yavaş yok etmekten kurtaramayan, iyileşme irade ve fırsatını kullanamayan biri gibi.! Bizim durumumuz o kadar vahim olmayabilir ama dikkat siz daha vahim olduğunu düşünün çünkü bizim sorunumuz fazla koku bırakmadığı için dikkat çekmeyen sorunlardan! Kimse de dönüp bizi ikaz etmedikçe biz de farkında olmayız. "Neden istediğim bir türlü olmuyor? Yolunda gitmeyen ne? " gibi sorularla boğuşup dururuz.


         Çoğu kez en kolayını seçeriz. Başkalarını suçlar, kendimizi görmezden geliriz.
Gerçek bir alkolik içtiği rakıdan başka her şeyi suçlarmış. "Rakıda bir sorun yok, bana zarar veren içine kattığım su" dermiş. Suyunu değiştirmiş ama bir şey değişmemiş tabii. Yakınları defalarca söylediklerini tekrar etmişler adamcağıza. "İçince zırvalıyorsun. Bizi de üzüyorsun. Yazık, gel  kurtul şu içkiden." Ne kadar demişlerse de kabul ettirememişler. Adam "Nuh diyormuş peygamber demiyormuş". Gitmiş yine rakısına kattığı suyun markasını değiştirmiş. Ne yaptılarsa faydası olmamış. Adam kendine dokunan zararlı alışkanlığını değiştirmeye hazır değilmiş. Bu olayı ilk duyduğumda kulaklarıma inanamamıştım. "Pes doğrusu " dedim. "Böyle mantık olmaz!" Ve gittim ciddi alkol sorunu olduğunu bildiğim bir yakınımda bu mantığı denedim. İçkinin ona verdiği zarara hiç değinmeden (bunu yapmanın bir yararı bugüne kadar hiç olmamıştı. O zaman daha çok içiyordu) içkisine kattığı suyun iyi cins olmadığını, diğer bir markayı denerse daha az zarar göreceğini söyledim. Ne oldu dersiniz? Adam ertesi gün gitti suyunu değiştirdi. Bir de gelip bana teşekkür etmez mi?

 

         Değişmeye hazır olmadığımızda, hatanın bizde olduğunu kabul etmek yerine en olmayacak şeyleri suçlayabiliyoruz. Sırf değişmek istemediğimiz için! Alıştığımız, bildiğimiz şeyler yanlış bile olsa, bizi mutsuz etse dahi  korkuyoruz değişmek zorunda kalmaktan. Değişim içi gerekli gücümüz yok sanıyoruz. O gücün içimizde olduğunu bilmiyoruz. Oysa çok yüksek nitelikli bir gücümüz var ki bizim ister kozmik, spritüel, doğal ne derseniz deyin sonuçta bu yetenekler özümüzde kayıtlı ve biz onları istediğimiz zaman kullanabiliriz. Yeter ki yaşamın temel ilkelerine uygun hareket edelim. Bu güçleri kullanmayı bilen az sayıdaki kişiye "ERMİŞ" bizim başımıza gelince de “MUCİZE "diyoruz.

 

         Mucize, bizi gerçek dünyadan kurtaran olağanüstü veya başarabileceğimizin ötesinde olan olaylar değil, ruhumuzda varolan bilginin hayata geçirilişidir. Evrenin işleyiş ilkeleri ve sürecini algıladıktan sonra kendinizi ve yapabileceklerimizi de anlarız. Ruhsal doğamıza uygun davrandığımız zaman, ancak o zaman, olmaz sandığımız olur. Mucize gerçekleşir. Sadece ve Sadece değişmek istiyorsak, buna hazırsak değişebiliriz. Ve biz yalnızca kendimizi geliştirebiliriz. Başkalarını ya da olayları değiştirebilmek gibi bir gücümüz yoktur. Ne var ki biz değiştikçe olaylar ve kişiler de değişmeye başlarlar. Bunu olaylara ve kişilere karşı tutumumuzu değiştirerek başarabiliriz.

 

Mine Kavalalı

 

(Güncelleme: 05/05/2007)

Anasayfa / Ruhsal Bilgi
Arşivdeki makaleleri aşağıdan ulaşabilirsiniz
HAKKIMIZDA | ZIYARETCI DEFTERI | iLETiŞiM |