22.10.2018

Anasayfa / Ruhsal Bilgi

Bedenin Gücü UFO

      “Gerçekte siz bir UFO’sunuz” desem acaba neler düşünürsünüz!  Belki gülüp geçersiniz sadece. Veya olacak şey mi bu dersiniz. Ufo bilindiği kadarıyla uzayda seyreden bir taşıt aracı biz ise biyolojik yapıya sahip insanlarız. Veya bambaşka şeyler düşünürsünüz. Belki neden böyle yazmış diye merak edenler de olur ve devamını  bilmek ister cümlenin engin bilgi denizine dalarak. İşte bu karara varmış kişinin önünde yepyeni bir sayfa açılacaktır bedeninin gücüyle ilgili. 

      Bedenimiz  bugün tam anlamıyla bilmediğimiz gizemli bir yapıdır bizler için, yeni yeni tanımaya başladığımız. Oysaki çoğunun adını bile bilmediğimiz, bugün aynı dünyayı farklı boyutlarda paylaştığımız geçmiş ve izdeş  uygarlıklar onu bizlerden daha iyi anlamış ve kullanmıştır. Bu arada bilgilerinin bir kısmı da dünya’nın geçirdiği yıkıcı büyük değişikliklere rağmen bugün üzerinde yaşayan insanların atalarına intikal edebilmiştir. Bu bağlamda önde Mısır ve Tibet’i sayarken buna tüm kıtalardaki gerçekliklerini yitirmemiş özgün kabileleri de katabiliriz. Ve pek yüz yüze gelmediğimiz ama etkilerini karşılayabilen zihinlere açıkca gösteren izdeş uygarlıkları da.  Onların  yaşayan ve zaman içinde ortaya çıkarılan bilgileridir ki bu günün insanına kendini daha iyi bilme imkânını sunmaktadır. Ve bu biliş kişinin şuurlanma yolundaki sonsuz gayretiyle de onu boyutlar arası yolculuğa taşıyabilecek güce eriştirecektir. Yani zamanın getirdiği isimle Ufo olacaktır.

      Güneş sistemimiz içinde yolculuk, keşif ve istila, oralarda koloniler kurma hakim yönetimlerin daha hakim olabilmeleri için gerçekleştirdikleri çalışmalar olurken, insanın ufo olabilmesi tamamen ruhsal ve şuursal üst gelişimine bağlı bir olgudur. Geçmişte bunu yaşayan insanlar mitlerde ve masallarda yerlerini almış, bu günün özel insanıysa  belli bir şuura ulaşamayan dünya insanı için örtülü kalmayı tercih etmiştir. Ama yol her kişiye açık, yardım her isteyene amade ve imkan atılan her üst adıma göre sunulmaya hazır beklemektedir. Bunun için insan yaratılmışların en mükemmelidir dünya üzerinde, bilmediği pek çok özelliğinden dolayı.

      Boyut atlama, oralardaki yaşamı izleme  hatta dahil olma insanoğlunun önlenemez hayalidir. Çünkü içindeki gerçekliğin dürtüsüdür bu.  Ve bu duygudan hiçbir şekilde kurtulamayacaktır. Bu gün bunun farkında olmayanlar, duyunca korkanlar bile gelişimlerinin daha üst seyrinde bu yolu izleyecek ve bedenlerini üst şuurla birleştiren muhteşem ahengin bu akıl almaz tezahürünü doyasıya en doğal halinde yaşayacaklardır. Bu insanın kaderidir elde etmek için binlerce yıl uğraşsa da.

      Kader çizgisi bir yol olarak insanoğlunun önünde uzansa da onu dilediğince aşmak bireyselliğin kullanımına bırakılmıştır. Bu ise sonsuz gibi algılanabilecek bir değişimi içerir. Değişim ise şartlanmışlığı bedenden bedene nakleden insan için çok da kolay değildir. Buna rağmen azimle üzerine gidildiğinde gittikçe kolaylaşan bir yol izler ve değişim öyle bir an gelir ki insanda hiç farkına varmadan gelişir.

      İnsanlığa yıllar öncesinden geleceğin ihtiyaç bilgilerini büyük bir incelikle ileten Işık Bilge Beyti Dost bir ifadesinde ‘üç tarafınızdan bağlı, bir tarafınızdan açıksınız’ bilgisini vermişti insanlığa. Ve onların neler olduğunu açıklamıştı :

      “Bir programda var olmanız.

       Çalışan organlarınız

       Her zaman çekime tabi olmanız”. 

      Bu her zihinde farklı açıklamalar geliştirebilir. Bana göreyse kısaca şunları anlatmaktadır:Yaratıcılarımızın bizler için öngördükleri bir seyir vardır ve insanlık o seyri tamamlamak zorundadır. Görünen ve görünmeyen organlarımız bugün bizlerce bilinen fonksiyonlarının dışında büyük açılımlara sahiptir ve o muktedirlik seyrin adımları olarak açılacaktır. Yaratıcının insanlık için hedeflediği noktanın cazibesi İlahi bir çekim gücüne sahiptir ve o güç aynı zamanda yaratılmışlarda da içsel bir güç olarak bulunmaktadır. Böylece varlık o menbaya çekilirken, onun eşsiz bilgisinden de çekebilme  onuruna erişmektedir.

      Bu demektir ki tek serbest yönümüz olan aklımızı gerektiği gibi kullanma becerisini gösterirsek kaynağın sahip olduğu bilgiye ulaşma imkanımız vardır. Yani insan ufo da olabilir varsa daha ötesini de. Bilinmeyen zekânın neye muktedir olduğunu bilemediğimizden ancak bize en yakın olanlar üzerinde düşünceler üretebiliriz. Ve bizler boyut  değiştirebilir farklı gerçeklikleri rahatlıkla yaşayabiliriz  değişim için gerekli çabayı gösterir kendimizde gerçek bir disiplini sağlayabilirsek  Bunun için neler yapabiliriz.

      Pek çok bilgi doğru solunumun gerçekliğe giden yolda önemli bir başlangıç olduğunu ifade eder. Beden ihtiyacı olanları doğal biçimde karşıladığında  kendi içinde çözülmeye başlayıp o güne kadar gizli kalan özelliklerini de açığa çıkarmaya başlayacaktır. Tabii ki sadece doğru solunum yeterli değildir. Vücudumuzdaki enerji devinimlerini bilmek, onları düzeltmeyi, güçlendirmeyi ve yönlendirmeyi öğrenmek ikinci aşama olmalıdır. Bu arada insanüstü olmanın gereklerini yerine getirmek ve belli bir hak edişi sağlamak diğer bir adımı meydana getirecektir. Bu bizi içimizdeki o çekim alanını bulma safhasına götürecek, buna kristal enerji alanı da diyebiliriz. Bizler eğer bir değişim gerçekleştirip yeni boyutları anlama çabasına girişmişsek ve dünyamız bu değişimi gerçekleştirecek bir dönüşüm aşaması içine girmişse  bu enerji alanını mutlak bulmak zorundayız.

      Bizler pek çok boyuta sahip bir dünyada yaşıyor olmamıza rağmen bilincimiz tek bir dalga boyuna ayarlı olduğundan gerçekliğimiz de o boyut üzerinden olmadadır. Oysa ki gerçekleştirdiğimiz değişimle bir boyuttan diğerine geçebilmeyi yıldız biçimli iç içe geçmiş bir sekizyüzlünün oluşturduğu manyetik alanla sağlayabiliriz. Bu alan bizim bedenimizin etrafındadır ve MERKABA  olarak adlandırılır. Davut yıldızına büyük ölçüde benzese de üç boyutlu bir şekildir. Bu iç içe geçmiş iki sekizyüzlü erkek ve dişi enerjilerin birlikte kurduğu kusursuz dengeyi göstermektedir. Ön tarafta bulunan sekizyüzlü erkek, arka yüzde kalan ise dişidir. Bu yıldız sekizyüzlüleri yalnızca bedenimizin etrafında değil her şeyin etrafında bulunur.

      Bedenimizin içinden geçerek bu sekizyüzlülerin en üst bölümüne bedenimizi bağlayan bir de tüp vardır. Bu tüpü kullanarak nasıl nefes alacağımızı öğrenmek, bu enerji alanında uyumlu devinimler yapabilmek, merkabayı -yükselme aracı- oluşturur.

      Fiziksel, düşünsel, duygusal bedenlere sahibiz ve bunların tümü ayrı yıldız sekizlisiyle kuşatılmıştır. Bu üç alan birbirlerini yoğun biçimde etkiler. Aralarındaki tek fark fiziksel bedenin etrafındaki alanın kilitli durumda olup dönmemesidir. Merkaba zıt yönde dönen alanların oluşturduğu enerjiden doğar. Düşünsel yıldız sekizyüzlü alanı elektriksel bir yapıya sahiptir, erkektir, sola döner. Duygusal yıldız sekizyüzlü alanı manyetik bir yapıya sahiptir, dişidir ve sağa doğru döner. Bu ikisi özel bir geometrik oranla akla, kalbe ve fiziki bedene bağlıdır ve kritik dönüş hızları merkabayı oluşturur.

      Mer sözcüğü ters yönlerde dönen ışık alanlarını, Ka ruhu, Ba ise bedeni ya da gerçekliği gösterir. Yani Mer Ka Ba zıt yönlerde dönen ışık alanının ruh ve bedenle kuşatıldığı bir araçtır. Merkaba bir zamanmekan aracıdır.O bütün her şeyin yaratıldığı, bedenlerimizi kuşatan geometrik bir imgedir. Bu imge belkemiğimizin ucundan başlar ve ilk oluştuğu anda sekiz hücre boyu kadar küçüktür. Zaman içinde genişler ve 165 cm çapına kadar ulaşır. Bu zıt alanları nasıl harekete geçireceğimizi öğrendikten sonra artık tüm evrende yolculuk edebiliriz. Yani artık ufo olarak adlandırılabiliriz.

      Dünyada yaşayan insanların büyük çoğunluğunun merkabası fonksiyonel değildir. Bilgiler bu gezegende yaklaşık 2000 insanın merkabasının işlevsel olduğunu söylüyor. Her ne kadar merkabayla farklı boyutlara seyahat mümkünse de, eğer biliç o korkunç hızla başa çıkabilecek durumda değilse seyahat kâbus olabilir. Bu nedenle öncelikle gerekli bilinç seviyesi kazanılmalıdır. İnsan evrenin ışık saçan ufosu olabilir; kendini yeniden yaratmayı başarabilirse…

 

 

Anasayfa / Ruhsal Bilgi
Arşivdeki makaleleri aşağıdan ulaşabilirsiniz
HAKKIMIZDA | ZIYARETCI DEFTERI | iLETiŞiM |