10.12.2018

Anasayfa / Ruhsal Bilgi

Bir...

        

        Bir ve tek… Her şeyden bağımsız ve bağlantısız tek başına, hiçbir şeyle ilişkisi olmayanı ve hiçbir şeye bağlantı ve ihtiyaç duymayanı anlatmaya çalışan üç harfli bir kelime… Tek kavramını atalarımızdan miras olarak alıp kutsallaştırılması ve anlamlaştırılmasının bilgisi ve bilincinde olmadan olduğu gibi kabullenmişiz.

         Aslında atalarımızın ve bizimde “Bir” olarak anlamlandırdığımız ve kabul edip inandığımız Mutlak olandan öteye, “Bir” kavramının kadim zamanlardan bu yana bilinçaltımızda yaptığı etki ve tesirler ile meydana getirdiği değişimler çok önemlidir. İnsanoğlu aslında “Bir”kavramını anlayacak ve idrak edecek durumda değildir. Göksel boyutlarda bizden yukarıda olanlarda, hatta onların üstünde olanlarda bir kavramını anlamamış ve anlayamazlarda. Bundan dolayı hiç bir varlığın “Bir” kavramını deneyimleme olanak ve şansı yoktur. Gerçek “Bir” kavramı varlık bilincinin bilgisi ve gerçeğinin hep dışında kalmıştır. Bizlerin bir olarak algıladığımız olgu ve nesneler aslında çokluğun ve bütünlüğün birlik halindeki görünümüdür. Soyut ve somut olarak bilip algıladığımız makro boyutta her neyi ele alırsak alalım atomların birliktelik ve bütünlük halidir. Başka bütünlük halindeki nesnelerde kendi aralarında bütünleşerek başka bütünlükleri meydana getirerek makro boyuttaki “Bir”leri, onlarda bütünleşerek başka bütünlükleri oluştururlar. Nitekim bizlerde şahsiyet olarak bedenimizde bulunan aşağı yukarı altmış dört milyar hücre bütünlüğünü “Bir” olarak temsil eden varlıklarız. Burada önemli olan “Bir” kavramının bireysel ve toplumsal yaşamlarımızı şekillendirip yönlendirmesinde derinden çok etkili olmasıdır.

         Yaşam denen deneyimimizde, doğumdan ölüme kadar bütün oluşum ve gelişmeler çokluğun bütünlük halindeki yani “Bir” kavramının etki, tesir ve düşünsel dayatmaları ile doludur. Bu cihetle bütün oluşan ve oluşmakta olan etki ve tesir sonuçları bu şekildeki anlama ve algılama ile bizleri yanılgı ve yanlışlara sürüklemiştir. Hâlbuki muhakkak çokluğun ortak bilinci, bir gerisi ve alt yapısı mevcuttur. Bu şekilde gerçek olmakta olan her çoğunluğun başka çoğunluklardan etkilenerek daha başka eylem ve olayları başlatmış olmasıdır.

         “Bir” kavramının anlayışlarımızda meydana getirmiş olduğu yanlış etki ve tesirler ile her eylem ve konularımızda bir kurtarıcı, bir idareci veya bir koruyucu arayıp durmamızı alışkanlık haline getirmiştir. Benliğimiz işin içinde olmadan, özlerimizi hiçe sayarak, şahsiyet ve kişiliğimizi kale almadan varlıksal bütünlüğümüze ihanet ederek yaşamaktayız. Bu hal ve durumu kadim zamanlardan bu yana yasalar ve yarattığımız yaşam şekilleri ile işin içinden çıkılmaz hale getirmişizdir. Hatta benliğimize yüklediğimiz olumsuzlukları ve tahribatları düşünmeden, sorumluluk ve mesuliyetlerimizi başka bütünlüklerin üzerine yıkarak, onlardan bekler hale gelmişiz. Hâlbuki esas olan insanın bireysel bütünlüğü ile toplumsal bütünlük içinde sorumlu, aktif ve tamamen paylaşım içinde olması gereğidir. Varlık somut olarak aktif olduğu kadar enerjisi ile de sorumludur.

         Artık “bir” anlayış ve kavramına dayalı olan yasal düzenlemelerden tamamen kurtulmamamız gerekmektedir. Kadim zamanlardan bu yana genlerimize işlemiş olan,”Ben Bilmem Anlaman, Yapamam O yapsın, O Daha İyi Bilir ”şeytani, geriletici ve duraklatıcı düşüncenin kafalardan silinmesi gerekmektedir. Çünkü işin içinde olsanız da olmasanız da olan ve olmakta olan her şeyde bizlerinde yaratıcı enerjileri vardır. O enerjiler ki bir bütün halinde yeni oluşmakta olan kâinat ve evrenleri takviye edip meydana getirecek kadar öneme haizdir. ANCAK Farkındalık, idrak etmek bilerek ve anlayarak eylem içinde olmak bütünlenmiş varlıkta ilerleme sağlayabilir.

         Üçüncü boyut dünya yaşamında tekâmül etmekte olan varlığın deneyimlerini yapacağı ortamlar bizzat kendisinin olduğu ortamlardır. Bu ortamlarda oluşması gereken en küçük gurup üç kişidir. Üç kişinin meydana getirdiği bütünlükte herkes başkan olmalıdır. Ancak gurubun sözcülüğü muhakkak sıra ile birilerine havale edilmeden yerine getirmelidir. Fikir birliği, anlayış, idrak, eylem ve sorumluluk her zaman ve her an üçün ortak paydasıdır. En ideal bütünlük ise onsekiz kişinin olduğu guruplardır.” Onsekiz sistemler yasası evrenler yasasıdır.” Her oluşan bütünlükte ne kadar katılım varsa o kadar başkan vardır. Ancak gurup sözcülüğü sıra ile olur. Herkes her şeyden bilgi ve sorumluluk olarak ortaktır. Zaten bu ortamlarda benlik, ego, kibir ve haset gibi şeytani oluşumların yeri yoktur. Bu hasletler aklını kullanan hayvan seviyesi olup tedavi gerektirmektedir. Artık çağımızın toplumu muhakkak devlet idaresinden toplumsal yaşam ortamlarına kadar yasal olarak sosyal bütünlükler halinde olmalı ve vatandaşlığı faaliyet içinde olduğu bulunduğu gurupları ile anılmalıdır. Her gurup elemanı da sıra ile daha üst bir bütünlüğün elemanı olmalıdır. Böylelikle her bireysel bütünlük daha büyük bütünlüklerin meseleleri hakkında bilgi sahibi olmalı sorumluluğunun heyecanını yaşamalıdır. Varlıklar bireysel olarak tekâmülde ki konumları ile farklılıklar gösterseler de guruplar içinde birbirlerini tamamlamaları ve bilgilendirmeleri varlıksal ve evrensel görevleridir. Varlıkların yetenek ve kabiliyetlerine yöre ayrışmaları bahsedildiği gibi kadim zamanlardan bu uyana uygulanmaların genlerde yaptığı tahribat sonucu olup, sabır ve zaman ve desteklerle günümüz teknoloji ve bilimle çözülecek meselelerdir. Çünkü öz olarak kimse kimseden farklı değildir. Varlık nasıl bünyesinde mikro bir evren ve birçok plan ve sistemleri barındırıyorsa... Toplumu, ülkesi, dünyayı ve evrenleri her şeyi ile anlaması, hissetmesi ve sorumluluğunun heyecanını yaşaması asli görevidir. Bütünlüğe hizmet ALLAH’A hizmettir.
 
 
Orhan Yarat

6.4.2009 - *dostsite.net*

Anasayfa / Ruhsal Bilgi
Arşivdeki makaleleri aşağıdan ulaşabilirsiniz
HAKKIMIZDA | ZIYARETCI DEFTERI | iLETiŞiM |