10.12.2018

Anasayfa / Ruhsal Bilgi

Her Olay Yaşanmalı mıdır?

        Her olay bizim için yaşanması gereken bir olay değildir. Yeter ki, olaydan evvel gereken adımlar, gereken tedbirler alınmış olsun. Görülecektir ki, o olay bizimle hiç alakalı olmadan başka bir veçheye bürünür ve kimle ilgiliyse onunla karşılaşır.

         Bazı öyle bilgiler, öyle yasalar vardır ki, onu anladığımız anda, o kapsama giren pek çok bilgi de artık bizim için var demektir. Otomatikman onları yapmazsınız veya onlar hakkında bizim zihnimizde çok güzel bir çağrışım mevcuttur. Anında bir takım hatırlamalara, uyarılara ulaşabiliriz. Yani her insan adam öldürmemenin gerektiğini mutlaka adam öldürmek zorunda kalarak mı öğrenecek?  Tabî ki hayır. Böyle ağır tecrübeler, ağır imtihanlar ancak belirli zamanlarda, belirli şartlarda ortaya çıkar. 

         Genellikle sanılanın tersine bir kural vardır. Esasında suç öldürende değil, öldürülendedir. Yani birisi herhangi bir kusur işliyorsa, bir yanlışlık ya da bir kötülük yapıyorsa, bunun sorumluluğu sadece o kişiye mi aittir? Hayır. Suçun sorumluluğu aynı zamanda onun çevresinde olanlara da aittir. Öldürene öldürmek fırsatını etrafındakiler verir. Yani o katil olmaya zorlanır. Öyle varlıklar vardır ki, katledilmeye muhtaçtır ve sizi arar ve bulur. Yani patlaması gereken bir mayın gibidir. Sizin çok uyanık olmanız lazımdır ki, patlamaya hazır olan o mayının tuzağına düşmeyin. Bazı öyle olaylarla karşılaşırsınız ki, o zaten bir yere bulaşmaya hazır bir beladır ve gelir sizi bulur. Siz olmazsanız başkasını bulacaktır.

         İşte, bu uyanık ve dikkatli yaşamanın, olayların gelişinden, bir takım sezgileri ve bilgileri alıp, tedbirli olmanın yani şuurlu yaşamanın bir temrinidir. O nasıl olsa birisine bulaşacaktır ama size bulaşmasın. Siz buna bulaşmayabilirsiniz, o sizin mukadderiniz değildir. Bu böyle bilinmelidir. Muhakkak yaşamanız gereken bir olay değildir. O halde öldürmemeyi öğrenmek için bir adam öldürmek suretiyle bir ıstırap yaşamak gerekmez. Bunu sebep-sonuç şeklinde yani her suça ayrı bir karşılık şeklinde düşünmemek lazımdır.

         Bu mantalite içerisinde, bir varlığın hayatına son vermemenin bilgisi muhakkak ki savaşmakla, bazı insanları öldürmekle öğrenilmez. Hayatta o kadar değişik bilgi akışları vardır ki, onun içerisinde bir takım genel prensipleri ve yasaları öğrenirken bu arada hayatın kutsallığı, herkesin yaşama hürriyetine sahip olduğunu da öğrenirsiniz. Hürriyeti ve adaleti öğrendiğiniz anda, otomatikman can güvenliğinin de, yaşama hürriyetinin de mevcut olduğunu öğrenirsiniz. Ve sizin için bir insanı öldürmek gibi bir tecrübeye girmenin hiçbir manası olamaz.

         Bu demek değildir ki, bazı varlıklar bir hayata son vermemek gerektiğini öğrenmek için adam öldürmeyecek. Bazı insanlar kendilerine tanınmış olan imkanların, kendi önüne çıkarılmış olan imkanların üstesinden gelememiş ve işin aslını kavrayamamıştır. Aynen bir ebeveynin çocuğuna verdiği onca nasihatlere, gösterdiği onca iyiliklere rağmen, anlayamadığı anda onun yanağına bir şamar atması gibi bir uyarı sistemidir. Orada varlık sürekli, zor, belki hayatına mal olacak bir ıstırapla, bir hayatın kutsallığını, her varlığın yaşama hakkı olduğunu, tekamül süreci içerisinde her türlü imkandan kendisi kadar yararlanması gerektiğini, evrensel adalet prensibinin her yerde uygulandığını, bu şekilde öğrenecektir. Ağır bir sınavla, zor bir tecrübeyle karşılaşmayı kendisi hazırlamıştır ve bu sebeple hiçbir şekilde, hiçbir sistemi suçlayamaz. “Bana öğretilmedi, beni teşvik ettiler, bizim orada adettir.” vb. gibi bahaneler ipe un sermekten ibarettir.

         İnsan hayatını değerini anlayamamışsanız, öğrenesiniz diye ağır imtihanlara sokulursunuz. Yani kan davası olan bir ailenin evladı olabilirsiniz. Her an öldürmek ve öldürülmekle karşı karşıya kalırsınız. Çünkü zaten sizin buna ihtiyacınız vardır. Bir defa devamlı olarak mental bir şekilde size bunu yaşatıyorlar. Yatarken kapılar, pencereler kapanır. Bir gangster babası gibi her an korku içerisindedir. Yani ölüm korkusunu yaşatıyorlar. Şayet anlayabiliyorsa, idrak edebiliyorsa bu işten sıyrılır. Yoksa muhakkak ya vuracaktır, ya vurulacaktır.

         Bu olay insan toplumunun kötü bir adetinden doğmuş bir iş değildir. Aksine bu tip tecrübelere ihtiyacı olan varlıkların kümelenmesinden meydana gelmiş bir örf ve adettir. O örf ve adetin süregelmesine sebep olan bu tip tecrübelere ihtiyacı olana varlıkların orada enkarne olmasıdır. Eğer orada, o varlıklar enkarne değilse, orada doğmamışsa oradaki insanları siz katil yapamazsınız. Yani ölmek ve öldürülmek ihtiyacında olmayan insanları bu tip olayların çok olduğu yöreye enkarne etseniz orada kan davası olmaz. Eskiden derlerdi ki: “Bu adamlar ne kadar korkak, ne biçim insanlar, bunlar bizim çocuklarımız değil, gidip vurmuyor öbürünü. Bak halasının oğlunu vurdu da, teyzesinin oğlu sağ!” Oysa o kişi, “Niçin öldüreceğim? Benimle ilgisi yok ki! İnsan öldürmenin ne manası vardır? Dostluk lazımdır.” denebilmelidir.

         Bu iş, yeryüzünde mükemmelen organize edilmiştir. İyi ki, o tip insanları bir araya topluyorlar. Hayatın her kesiminde olduğu gibi bütün bu işlerde, şuurlu ve maksatlı büyük bir organizasyon hüküm sürmektedir. □

 

Değişim Dergisi, Sayı : 37

Anasayfa / Ruhsal Bilgi
Arşivdeki makaleleri aşağıdan ulaşabilirsiniz
HAKKIMIZDA | ZIYARETCI DEFTERI | iLETiŞiM |