22.10.2018

Anasayfa / Ruhsal Bilgi

İnsanın Gerçek İhtiyacı

         İnsan yeni bir hamurdur, sözü neyi anlatmak istiyor? İnsanın çevresiyle olan ilişkilerini incelersek, bu ilişkilerin insan bilincini bir hamur gibi yoğurduğunu, ona biçim verdiğini, yükseklik veya alçaltılar yarattığını görürüz. Bu etkileşimde pasif kalmamız, bilinç seviyesini düşüren etkilere karşı direnememek anlamına gelmekle birlikte bu durumda dahi düşük bilinç seviyesini uygun kişilere aktararak aktif olmaktayız.

         Günümüzde bilincimiz üzerinde en etkin araç kuşkusuz televizyondur ve ne yazık ki televizyonun  bilinç düşüren yayınlarına karşı çok savunmasız durumdayız. Tüm yaşam eylemlerimize TV aracılığı ile bir takım çıkar grupları yön veriyor; çocuklarımızı, gençlerimizi onlar eğitiyor; hepimiz için başarı, güç nedir, nasıl mutlu olacağız, bizi neler mutsuz etmeli, ne yemeliyiz, ne içmeliyiz, ne giymeliyiz vs. tüm kalıplar onların çıkarlarına göre hazırlanmış ve biz her şeye evet demek zorunda kalıyoruz. Üstelik  hala kendimizi başarılı, güçlü ve mutlu hissetmiyoruz. Bütün bunlara rağmen  teslim olduğumuz bu sistemin robotları olarak çalışıp başkalarını da etkiliyoruz; çocuklarımızı, eşimizi, arkadaşlarımızı, ulaşabildiğimiz herkesi boş değerler için özendiriyoruz. Çıkar grupları derken  gizli veya yasa dışı gruplardan bahsetmiyoruz; ulusal veya uluslar arası siyasi ve ticari  politikaları yönlendiren ve aralarında güçlü bir organik  bağ bulunan gruplardan söz ediyoruz.

         Burada aksayan nedir? Neden bu etkilere teslim oluyoruz? Gerçek ihtiyacımız nedir? Genelde şöyle bir savunma vardır; herkes böyle, zaman böyle, insan toplumsal bir varlıktır ve toplumsal değerlerin dışına çıkarsa yalnız kalır.

         Önce ‘herkes böyle’ değil. Dünyada oldukça yüksek sayıda insan TV değerlerine kendini kapatmış durumda; onlar ruhsal değerler üzerinden bir yaşamı gerçekleştirmeye çalışıyorlar. Onların varlığını görmek için, zihnimizi değiştirmemiz, düşünmemiz, ruhsal ihtiyaçlarımızı keşfetmemiz lazım. Unutmayalım ki  her insan kendi zihin yapısına uygun kişilerle, konularla, olaylarla ilişkidedir. Herkes dediğimiz aslında kendimizdir. Dünyadaki insanlar homojen bir topluluk oluşturmazlar; çok çeşitli seviyede bilinçleri temsil eden gruplar halindedirler.   Dünyamızda, sayısız dünyalar vardır; biz  zihnimize  en uygun olan birini seçeriz, sonra herkes böyle deriz.

         İkincisi ‘zaman böyle’ değil. Farkına varmamız gereken başka bir zaman yeryüzünde ne varsa etkisi altına aldı. Eskiye göre hem daha hızlı, hem daha yüksek bilinçle aktif olmaya açık. Yani insana yeni güçler getirmiş olan bir zamanın içindeyiz. Ancak bu ‘yeni güç zamanı’nı fark etmek, yaşamak, kullanmak için uygun bir zihin gerekiyor. Uygun zihin, ki bir diğer ifadesi daha yüksek bir bilinç, bize yön veren maddi değerleri terk etmek ve ruhsal değerlerin geçerli olduğu bir yaşam kurmakla mümkün : kendimiz olmak, Tanrı’nın varlığını, O’nun bize olan sevgisini, özenini bir an bile unutmamak. İşimizi, ailemizi, arkadaşlarımızı, komşularımızı, dünyamızı, yaşamı sevmek; yaşamla birlikte bize verilen armağanları görmek ve bütün bunların karşılığında O’nun bizden neyi beklediği üzerinde düşünmek. Düşünmek cevabı almak için kapıyı çalmaktır. Ve bize cevap ‘yeni güç zamanı’nca verilecektir.

         Üçüncüsü, zihnimizi yükseltince ‘yalnız  kalırız’ düşüncesi doğru değil. Çünkü zihnimizi yükseltince, yüksek zihinli kişilerle birlikte oluruz, yüksek tesirlere açılırız.

         Her zihin seviyesini, bekleyen bir akıbet vardır. Biz zihin seviyemizle  akıbetimizi de seçmiş oluruz. □  

Anasayfa / Ruhsal Bilgi
Arşivdeki makaleleri aşağıdan ulaşabilirsiniz
HAKKIMIZDA | ZIYARETCI DEFTERI | iLETiŞiM |