10.12.2018

Anasayfa / Ruhsal Bilgi

Amacımızın Bilincinde Olmak

               Dünyada yaşayan pek çok canlının yaşamları, bizleri düşünceye sürükleyecek kadar ilginçtir. Yaşamlarını hava, su ve karada sürdürmeye çalışanlar, beden yapıları itibariyle birbirlerinden çok farklıdır. Her birinin kendi yaşamları için gerekli olan bir bedene sahip olduğu bir gerçektir. İnsanı düşündüren ve hayran bırakan öylesine gelişmiş organlarla karşılaşmaktayız ki, ondan daha mükemmelini düşünmek imkânsız bulunmaktadır.

            Bir av köpeğinin burnunu düşünelim. O ne hassas bir duyu organıdır. Bir kartalın gözlerini düşününüz. O ne keskin bir görüş sağlamaktadır. Her beden sahibine yaşamı boyunca hizmet veren daha nice hassas organlar vardır ki, bizleri hayranlığa ve şaşkınlığa uğratacaktır.

            Suda ve karada yaşayan yengecin yemek yeyişini seyrettinizse, mutlaka aklınızı kurcalayacak birçok düşüncenin içinde olursunuz. Tıpkı bir insan gibi davranışlar içinde yaşam savaşı veren yaratıkların, kullanmakta oldukları organları ve bedenleri birbirinden farklı bir görünüm ve yapıdadır ama, tekâmüllerine yararlı olması bakımından en fazla gereksinime ihtiyaç duyacakları bir özellikte inşa edilmiştir.

            Bizler, bir hayvanın hangi tekâmül gereksinmeleri içinde bulunduğunu bilemiyoruz. Onun çok gelişmiş bir organa sahip olmasıyla, nasıl bir tatbikat için hangi bilgileri elde edeceğini ve hangi melekelerini geliştirme çabası  içinde olduğunu  kestiremiyoruz.

            Onlarda tıpkı biz insanlar gibi bir yaşam savaşı vermekte ve böylece bazı melekelerini geliştirmekte ve tekâmül yolunda ilerlemektedirler. Bir penguen’in suda yüzebilmesi ve karaya çıkıp iki ayağı üzerinde yürüyebilmesi yanında soğuğa dayanıklı bir yapısının da olduğunu görüyoruz.

            Bazı jeolojik devirlerin canlıları, zamanlarının doğa şartlarına uygun dev cüsseli bedenlerden yararlanmışlar. Aralarında bir uyum sağlamışlar ve ortak bir yaşam düzeni oluşturmuşlardı. Ortamın şartları zamanla değişince, bu canlılar da ortadan kalktı. O halde canlılar, her şeyden önce ortam şartlarına uyan bir bedene sahip olmalıdırlar ki, yaşamlarını sürdürebilsinler.

            Doğanın dengesinde öylesine şuurlu bir düzenleniş var ki, bunu biraz farkettiğimizde, hayranlığımızı gizleyemiyoruz. İnsanların çeşitli mikroplar karşısındaki dayanıksızlığı, hayvanların bir bölümünde görülmüyor. Onları sanki koruyan gizli bir el varmış gibi, mikropların içinde kucak kucağa yaşadıkları halde kolay kolay hastalanmıyorlar. Hastalansalar bile kendilerine göre oluyor. Ama bizler neden hastalanıyoruz diye sorabiliriz kendimize. Hiç hastalanmayan bir bünyeye sahip olsaydık daha iyi olmaz mıydı diye de yakınabiliriz, ama neye yarar? Neden en gelişmiş bir yaratık olarak nitelenen insan, böylesine zayıf hastalıklara dayanaksız ve duyu organları kısıtlı bir bedene sahip olmuş?

            Daha güçlü, daha çeşitli ve duyarlı organlarla donatılmış, hiç hastalanmayan ve kendi kendini yenileyen bir süper bedenden yararlanması daha iyi olmaz mıydı? Ama olmamış, olamamış…Neden?

            İnsan her şeyden önce, ruhsal gelişmesini, sahip olduğu o narin yapılı bedene borçludur. Neden ıstırap çekiyoruz? Neden artık işlemeyen bir organımızı çıkarıyor, mikropların saldırısı karşısında ilaçlarla korunmaya çalışıyoruz? Canlılar arasında en gelişmiş olmasının bedeli böyle mi ödenmeliydi?

            İnsan kuşkusuz, belli bir tekâmül seviyesinin gerektirdiği uygun bir ortamda, belli melekelerini geliştirmek ve belli bilgileri edinmek için en uygun olanı seçilmiş bir bedene gereksinme duyacaktır. Ruhsal evrim için ıstırap çekilmesi gerekliyse, buna imkân veren bir beden gerekli olacaktır. Nefis ve vicdan yolunda koşmamız gerekiyorsa, nefessiz kalıp yuvarlanmamamız, bunalımlara düşüp terlememiz bize bir yarar verecekse bütün bunları sağlayacak bir bedene sahip olmamız gerekecektir.

            O halde neden ıstırap çekiyoruz, neden narin bir bünyeye sahibiz diye yakınmamızın bir anlamı olmamalıdır. Yersiz ve bize yararı dokunmayacak bir istek peşinde koşacağımıza, nerede ve ne için bulunduğumuzu idrak etmeye çalışmak daha yararlı olacaktır. Karşılaştığımız her çeşit ıstırap mutsuzluk ve sağlıksız bir yaşam içinde yoğrulmamız ve pişmemiz, ruhsal evrimimiz için gerekli olmaktaysa, bundan kaçınmayı istememiz bize bir çözüm getirebilir mi?

            Nerede, nasıl ve hangi amaç içinde bulunduğumuzun bilincinde olursak, bütün bu hayıflanmalarımız eriyip gidecek ve bizler asıl amaca yönelik bir tatbikatın nasıl olacağını daha açık ve seçik görebileceğiz. Hangi ortamda ve hangi imkân ve şartlar içinde neyi elde etmek üzere bulunmakta olduğumuzu sezmeye başladığımız andan itibaren, bu işleri ne ile ve nasıl başaracağımızı düşünmemiz gerekecektir. Boşuna “kendini bil” deyip durmamışlar.

            Kendimizi tanıdığımız oranda ve varacağımız şuur genişliği içinde anlayış ve kavrayışımız da derinleşecek ve bizler o zaman evrim yolunu aydınlatan bilgi ile yüz yüze gelmiş olacağız. Böyle bir bilginin önemli bir bölümünün yol gösteren evrim yasaları olduğunu da farketmekte gecikmeyeceğiz.

            Ruhsal evrimimiz için en uygun ve gereksinmelerimize en yatkın ve yeterli imkânları hazırlayan bedenimizi daha iyi kullanmanın çarelerini o zaman daha kolayca bulacağız. Yaşamımız da biraz daha mutlu ve biraz daha yarar sağlayıcı olacaktır.

            Yapay organlarla meydana getirilecek yapay bir yaşam ortamında sadece bir başın yaşatılabilmesi bile yarın belki de mümkün olabilecektir. Hatta daha da ileri giderek tamamen yapay olarak meydana getirilmiş bir beden için de aynı düşünceleri geçerli sayabiliriz. Bugün biyonik insan olarak bu söylenenlerin ilkel bir modeli, ancak roman ve filmlerde kendini bize tanıtıyor. Böyle bir ortam sağlandığında da oraya şuurlu bir müessiriyetin enkarnasyonu da elbette söz konusu olacaktır. Bugünün fantastik gelen düşünceleri, yarının üstün bilgi ve tekniği ile pekala gerçekleşebilir. Jül Vern’in romanları bu konu için gerçekten çok ilginç bir örnek olabilir.

            Ne yaparsak yapalım beden kalıplarıyla tekâmülün o bedene bağlı özelliğini değiştirebilmemiz mümkün görünmüyor. Bir insan bedeninin sağlayacağı imkânlar belirlenmiştir. Bu imkânların sağlayacağı tekâmül cinsi de bellidir. Hangi bedenin sağlayacağı imkânlarla karşılaşmışsak onlara tabi olmamız da kaçınılmaz olacaktır. Değişik bir yaşam tatbikatı için, bedenin değişmesi daha geçerli bir yoldur.

 

(Güncelleme: 29/10/2005)

Anasayfa / Ruhsal Bilgi
Arşivdeki makaleleri aşağıdan ulaşabilirsiniz
HAKKIMIZDA | ZIYARETCI DEFTERI | iLETiŞiM |